By Alina Shilina

09 October 2019 - 14:19

Alina, student at the University of York

University of York master öğrencisi Alina Shilina, bilgisayar bilimi derslerine çalışmadığı zamanlarda, kendisini Birleşik Krallık’ın zengin tarihine bırakıyor ve engebeli sahillerini keşfe çıkıyor. York’a geldikten sonra, Birleşik Krallık’ın kültürüne nasıl uyum sağladığını anlatıyor.

Rusya’nın batısında, Bryansk isminde küçük bir şehirde doğdum ve hep yurtdışında okumanın hayalini kurdum.

University of York’ta İleri Bilgisayar Bilimleri master programına kabul alarak bu hayali gerçekleştirmiş oldum. York, akla gelebilecek her yönüyle Bryansk’tan çok farklı bir yer: Bryansk, kristal fabrikalarıyla ünlü bir sanayi kenti, York ise Roma tarihi ve katedrali ile biliniyor.

Birleşik Krallık’a gelmeden önce İngiliz kültürünü tanımaya karar verdim…

YouTube üzerinde İngilizce videolar izledim, İngiliz grupları dinledim, dergi ve gazeteler okudum, telefonumun dilini İngilizce olarak ayarladım. Bunların bana çok faydası oldu, buraya gelirken eskisine göre biraz daha hazırlıklıydım.

York’ta okumaya başladığımda, diline ve kültürüne aşık oldum.

Burada bir sürü tarihi yer ve güzel bahçe var; klasik İngiliz beş çayına ve çöreklerine de bayıldım.Başka yerlere ulaşım da nispeten kolay. Buraya taşındığımdan beri Scarborough, Whitby ve Isle of Skye’a gittim.

Alina exploring the UK

Birleşik Krallık’a taşındıktan sonra her yerde bu kadar bisiklete binen kişinin olmasından, sıcak ve soğuk su musluklarına kadar beni şaşırtan pek çok şey oldu…

Rusya’da sıcak ve soğuk su için tek musluğumuz vardır, burada ise her yerde iki tane. Çok garip gelmişti! Yine koyunların ve bisiklet sürenlerin bu kadar çok olmasına şaşırmıştım. Çevre kirliliğini azaltma konusunda duyarlı olan biri için harika bir şey bu. Haa, bir de bazı kafeler kedi ve köpekleri kabul ediyor!

Birleşik Krallık’ta yaşamanın en zor yanı, farklı İngiliz aksanlarını anlamak.

York’ta ilk kez bir dükkana gitmiştim, kasa görevlisi bana soru sordu: “Torba istiyor musunuz?” Hızlı ve kuzeyli İngiliz aksanı ile konuştuğu için dediğinden hiçbir şey anlamadım. Sonrasında konuşabildiğim kadar İngilizce konuşmaya karar verdim, bu günlük iletişimler de dille ilgili bana çok şey öğretti. Hızlı bir şekilde öğrendim. Örneğin, tıkandığınızda 'basically' veya 'actually' gibi kelimelerin, boşluk doldurduklarını ve kullanışlı olduklarını öğrendim. Mesela İngilizler 'bye' yerine daha çok 'see you later' diyorlar.

Üniversite topluluklarına katılmak, adaptasyonumu ve arkadaş edinmemi kolaylaştırdı.

Pek çok üniversite çay-bisküvi ikramlı 'uluslararası toplantılar' düzenliyor. Bunlar, uluslararası öğrencilerin bir araya gelebilmeleri ve öğrencilik hayatı hakkında bilgi edinmeleri için harika bir fırsat. York’taki öğrenci danışmanları, dersler, finansal meseleler, sağlık veya konaklama gibi her türlü konuda bize daima yardım etmeye hazır birinin olduğunu söylüyorlar.

İlk dönemimde, University of York Aktivite Topluluğu’na katıldım.

Her Pazar buluşup yürüyüş yapıyoruz ve pub’da öğlen yemeği yiyoruz. Daha büyük bir topluluğun bir parçası olduğunuzu hissettiğinizde, daha da fazla dışarı çıkma isteği oluşuyor. Hentbol oynamayı da seviyorum. Yoğun ders günlerinin sonunda stres atmaya birebir.

Başka bir ülkede eğitim almak zor fakat bu deneyim, daha da güçlü ve daha da bağımsız olmamı sağladı.

Uluslararası öğrenci olarak sürekli yeni bakış açıları ediniyorsunuz. Diğerlerine en önemli tavsiyem, yeni mücadelelerden korkmamaları. Aksine bunları fırsat olarak görmeliler!

 

Read more about student life in the UK here.